18 Kasım 2015 Çarşamba

Mekânın Kompozisyonu

(İstanbul Art News-Eylül 2015)

Türkiye’de güncel sanata odaklanan dergilerden biri ‘exhibist’. Dergi ikinci yıl dönümünde ilk sayısından bu yana sayfalarında yer verdiği sanatçıların eserlerini ‘represent exhibist: 2 years’ adlı sergide bir araya getiriyor. Sergi; 1 Eylül-11 Ekim arası Mixer’de. Exhibist’in iki yıllık görsel kronolojisi 14 sanatçının katılımıyla Mixer’e taşınıyor. Serginin en önemli özelliklerinden biri de 14. İstanbul Bienal’ine paralel olması. Ayrıca sergi bienalin birçok ana mekânına yakın. Böylelikle bienalle temas halinde bir sergi izlenimi yaratıyor. Serginin küratörü: Anna Zizisperger. Yukarıda da belirttiğim üzere sergide 14 sanatçı var. Sanatçılar: Arslan Sükan, Sibel Horada, Candaş Şişman, Metin Çelik, Civan Özkanoğlu, Gözde Türkkan, İrem Sözen, Aslı Narin, Kürşat Bayhan, Gözde İlkin, Güneş Terkol, Sena., Bora Başkan, Çağdaş Kahriman.

Kavramın adı: Heterotopya

Sergiye dair kısa bir giriş yaptıktan sonra sergideki çalışmaları değerlendirmek üzere bazı kavramların yardıma çağrılması gerektiğini düşünüyorum. Bu kavramlardan biri heterotopya. Fakat kavramın daha çok mekânlarda nasıl vuku bulduğu üzerinde durmaya çalışacağım.
Heterotopyalar ütopyaların zıttıdır. Ütopyalar bir avunma sağlarlar. Fantastik ve dingin yerlerdir. Göz kamaştırıcı bahçeler, ışıklı yollardan ibarettir. Tek tiptir. Homojendir.
Oysa heterotopyalar heterojendir. Heterotopyalarda bir dizi noktalar, unsurlar, mevkiler vardır. Bu mevkiler ya da noktalar bir bütünün içinde de sınıflandırılmış olabilir. Dolaşım, saptama ya da depolama bu sınıflandırmalara göre yapılır. Açılma ve kapama işlemlerine göre işlerler. İnsan-merkezcidirler. Verili bir toplumda her mekân bir heterotopyadır. Bedenin soluklandığı her mekân bir heterotopyaya işaret eder. Foucault ‘Başka Mekânlara Dair’ adlı makalesinde heterotopyaların zamanın bölünmesine bağlı olduğunu söyler. Her heterotopik mekân başka bir zamanı işaret eder. Müzeler, mezarlıklar zamanla birlikte işleyen heterotopyalardır.
Kuşkusuz serginin heterotopya kavramı ile yakından bir ilişkisi var. Bir sanat galerisinin heterotopya olduğu bir gerçek. Fakat sergideki kimi çalışmalar heterotopya kavramını sorunsallaştırmış. Böylelikle sergideki bazı çalışmalar kendi sıkıştığı mekânı sorgular hale geliyor.
Arslan Sükan’ın ‘Untitled’ adlı çalışması bir heterotopyayı ifşa ediyor.  Sükan’ın çalışmasında beyaz renkte bir mekân görüyoruz.  Mekânın köşeleri özellikle göze çarpıyor. Boş olan bu mekân bedeni hapseden bir özellik taşıyabiliyor.
Civan Özkanoğlu’nun ‘Untitled Lithography’ adlı çalışmasında ise yıkılmaya yüz tutmuş bir mimari yapı var. Bu mimari yapı da bedene sınır çizen bir heterotopya. Fakat heterotopyanın zamanla ilişkisini vurguluyor. Çitlerle çevrilmiş yıkılmak üzere olan bu mekân heterotopyanın sınırlarını ifşa ediyor.
Gözde İlkin’in ‘Lekeli Mülk’ adlı çalışmasında onlarca bina görüyoruz. Sanatçı
çalışmasında binaların bir kısmını silmeye çalışarak yıkıntı binalar varmış gibi aktarmaya özen göstermiş. Çalışmanın diğer bir kısmında da dümdüz binalar var. Kentsel dönüşüme de vurgu yapan bu çalışma heterotopyaların ortak özelliği olan insan yaşamını bölümlere ayıran mevkilere işaret ediyor. Kentsel dönüşümler kötü yerleştirilmiş, karmaşık yapıların olduğu yerlere yönelir ve ısrarla daha titiz mekân yaratma kaygısı güderler. Bir yeryüzü mekânı olmaya çalışırlar. Oysa yaşama kasteden bu dönüşümler bugün İstanbul’da ve dünyanın her yerinde pek çok mağduriyet yaratmakta. Dolayısıyla bu mekânlar bizler için ‘lekeli mülk’.


Labirent İmgesi

Sergideki diğer çalışmalar belli bir kavramın ışığında değerlendirilemez bir konumda. Dolayısıyla düşünsel bağlamda labirent imgesini andırıyor. Her bir çalışmaya bakarken bir labirente giriş gibi bambaşka dünya görüşleriyle karşılaşıyoruz. 
Çağdaş Kahriman’ın ‘Frange’ adlı çalışmaları dipte, köşede ya da kenarda kalan mikrokozmoslara odaklanıyor. Ayrıca Kahriman bu çalışmalarında boşluk-doluluk gibi karşıtlıklar üzerine de düşünüyor.  Civan Özkanoğlu’nun çalışması ise bir baklavacıdaki ışıklı baklava kutularının olduğu bir fotoğraf karesi. Özkanoğlu’nun fotoğrafında anti-estetik hazır-nesne müdaheleleriyle kapitalist-toplum ilişkilerini bir süreliğine ifşa ediyor gibi.
Aslı Narin’in ‘My first trip without you’ isimli çalışmasında göçebe, yalnızlık ve seyahat vurgusu var.  Güneş Terkol’un ‘’Hew Wait’, İrem Sözen’in ‘Turn around’, Sena.’nın ‘Hair’ ve Sibel Horada’nın ‘A Void in Retrospect’ adlı çalışmaları birbirinden farklı olmakla birlikte sözel anlamlara indirgenemeyen çalışmalar. Düşünceyi daha çok duygu düzeyinde etkileyen bu çalışmalar sözcüklerden bir yapıt oluşturmamış. Sözel olmayan bir duyumun mantığını yansıtan çalışmalar diyebiliriz. Metin Çelik’in ‘Nommo’s Ship’ isimli çalışması ise mitsel bir geçmişin izini sürüyor.

Yaratıcılığı, diyaloğu ve eleştirel düşünceyi destekleme

Mixer ile exhibit dergisinin ortaklığının en büyük özelliği genç ve bağımsız sanatçılara alan açması ve eleştirel sanat yazımını desteklemeleri. Böylelikle  (re)present exhibist: 2 years sergisi uzun zamandır tartışılmayan konuların kapısını aralıyor. Heterotopyaların yaşamlarımıza doğrudan nüfus etmesi, mitsel bir geçmişin izini sürme ya da kıyıda köşede kalmış mikrokozmoslar… 
Kısacası sergideki her bir çalışma daha da uzun zaman tartışılmayı hak ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder